önceki gün noktalıvirgül tuğba ile gittiğimiz ıssız ada-m, derinden değilse de, etkiledi beni..
(o assolist lafları da, her seferinde beklettiğim içindir.)
kadın - erkek ilişkileri hususunda çok deneyim sahibi olmasam da, gözlemlerim ve bu gözlemlere bağlı kurduğum hipotezlerim sonucu vardığım kanun hep aynı:
erkeklerin hepsi bir parça odun,,
sandıklarının aksine, biraraya geldiklerinde de, köprü, çatı, lambri, orman gibi faydalı şeylere değil; perspektik bir resmin peşpeşe dizilen direklerine benziyorlar ancak.
direkler kaldırımlara gömülüyor heyhat, uyanın!
hatta buna (bir parça oduna) olan inancım o derece sağlam ki; eğer dinim islam, kitabım kur'an olmasaydı erkeklerin topraktan yaratıldığına değil, odundan evrimleştiğine inanır, şu modern zamanlarda mağara adamı kokmuş darwin'e kafa tutardım.
yine aynı şekilde inançlarım gereği, bunları konuşmam bile hoş olmasa da,
erkek tayfasının kalınlığından usandığım şu günlerin akabinde, ilk insanın hz. âdem değil, pinokyo olduğundan bile şüphe edebilirdim.. yalan felan da, gırla ya hani.
dün dünyanın en güzel kızlarından biri olan dilsuhte ile vazgal'da soğuk sandviç ve sıcak çay eşliğinde, oradan-buradan konuştuk dert yandık.. yandığımız derdin baş kişisi, sıcak bardağın kıçıyla beyaz iz yaptığı ahşap masa ile aynı hammaddeye sahipti: odun! (bilmem anlatabildim mi?)
sonra, garson kızın yanımıza yaklaşıp: "pardon, siz kur'an okuyorsunuz değil mi? çok sıkıntılıyım da bana şu duayı tavsiye ettiler, bir bakar mısınız?" diyerek, cebinden çıkarttığı kağıdı uzatması ilginç bir detaydı lakin, olayın aslı yine bir odun'a dayanmaktaydı.
(bkz: inşirah sûresi)
servis için her gidiş gelişinde "boğuluyorum" diyen bir kızcağızın, yardım arayışı ve buna sebep olanın bir erkek olması sinirlerimi zıplatıyor.
daha fazla devam edemiyciim.
feminist olmadan önceki son çıkış --->