yoğun istek üzerine..
bugün şile'ye gittik, deniz harikaydı. denizi olmayan bir yerde doğanlar hayata iki veya üç-sıfır yenik başlıyor, bundan eminim. şile bezinden elbiseler, örtüler vs de çok güzeldi, bayıldık ama almadık. sadece koleksiyonum için bir adet magnet aldım, hesaplı günümdeydim.
dönüş yolunda mangal yapan bir yerde konakladık. hayatımın en berbat yemeğini yedim. soğuk karpuz, dondurma ve vişne suyundan sonra midem henüz kendine geliyordu ki, bu da altın vuruş oldu. yok yok, iyiyim.
sonra polonezköy civarında efil efil rüzgar eşliğinde aşağılara doğru kayıyorduk ki, önümüzde "duran" araca çarptık. eniştem kaza tutanağının anket sorularıyla uğraşırkene bâde de kıvanç tatlıtuğ'un metalik gri şevrole'siyle yanımızdan geçtiği iddiasında bulundu. "hadi ordan!" dedim, "kızım dünyanın en güzel erkeğini diğerlerinden ayırt edemeyecek değilim" dedi, konu kapandı. ben zaten beğenmem kendisini, saçlı maçlı, hem de sarı. yanında da birisi varmış, "meltem miydi acaba?" diye yedi bizimki kendini. "meltem'se nolucaadı, magazincilere mi satıcaksın bildiklerini?" ..
bugün "ehliyet kemeri"nin ne kadar önemli olduğunu yol kenarından aldığımız dutlar tüm polonezköy sırtlarından aşağılara yağınca bir kez daha anladık. abarttım ;)